X
Menu
X

İlişkiyi ne zaman yaşayabilirsiniz?

İlişkiyi ne zaman yaşayabilirsiniz?

Daha önceki yazılarımda insanın kurgu yaşantısından biraz bahsetmiştim. Bu kurguların en güçlü olduğu noktalardan birisi de ilişkilerdir. Neden en güçlü kurguya ilişkiler diyorum? Çünkü şu anda dünyada yaşayan ve ilişki içerisinde bulunan çoğu insanın aslında bir kurgu içerisinde yani hayali bir ilişkide olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Peki, ama bu nasıl oluyor? Neden kurgu ya da hayali bu ilişkiler? Her şeyin temeli aslında kendimizi tanımıyor olmamızda yatıyor. Çünkü genelde çevrenizde gördüğünüz çoğu kişi, kendini sınırlı düşünce modelleri ile tanımlar. Bu düşünce modelleri çocukluktan bu yana edindiğiniz bir kimliği içerir ve onu besleyip büyütme yolunda sürekli bir ivme içerisinde bulunulur. Burada gözden kaçırdığımız en önemli nokta aslında, çocukluktan bu yana öğrendiğiniz, deneyimlediğiniz, okuduğunuz şeylerin sizi tanımlamanın yanına bile yaklaşamıyor olduğudur. Bu kendimizi tanımlamamız düşünce seviyesinde ve çevre etkisi ile gerçekleştiğinden başlangıçta bir bilinmeye sahip oluruz. Yani kişi önce kendi hakkında yanlış veya yetersiz bir bilgiye sahiptir. Bir bilinmeyenli olarak başladığınız yolda karşınıza ilişki kuracağınız kişiyi alırsınız. Aslında en derinlerde istenen şey karşınızdaki kişinin sizi tanımlaması ve sizin egonuzu beslemeye başlaması ve bunu sürdürmesidir. Fakat hep problemin kaynağı başlangıçta olduğundan karşınızdaki kişide kendi hakkında bir fikir sahibi değildir. Yani o da kendisi için bilinmeyendir. Bu şekilde iki bilinmeyen yan yana gelir ve birbirlerini beslemeye hatta ağırlıklı olarak beslenmeye çalışırlar. Tabi tüm bunlar hepsi düşünce seviyesinde gerçekleşir. Kişi kendini bilmediğinden, karşısındakinden bir medet umar ve bu başlangıçta güzel hissettirse de kısa süre içerisinde çatışmalara doğru yol alacaktır. Bu çatışmalar başlangıçta hiç olması bile hayal edilmeyen, ardından olduğunda toplum tarafından üstü örtülmüş şekilde “tabi ki tartışma olacak bunlar tuzu biberidir” gibi yorumlar ile makul olduğu gösterilmeye çalışılacaktır.

Burada bu yüzden başlangıçları kaçırmamaya başlamak önemli bir durumdur. Yani önce kendimiz hakkında bilinmeyeni bilinen bir duruma geçirmemiz bizim ilişkilerden beklentilerimizi daha doğru bir yöne çevirmemizi sağlayacaktır. Tüm bunlar kafa karıştırıyorsa basitçe şöyle bir örnek ile bunu düşünün. ‘İnsan olarak kendimiz mutlu olmadığımız, kendimizi mutlu edemediğimiz için bir başkasına ihtiyaç duyuyoruz. Bekliyoruz ki bizim yapamadığımızı karşımızdaki yapsın.’ Ama bu cümlede bile fark edebileceğiniz gibi ilişkide iki taraf vardır. Bir taraf mutlu değil ve mutlu olamıyor ve karşıdan bekliyor. Aynı şey karşı taraf içinde geçerlidir. Bu da insanın ilişki kurgusunun çelişkisini aslında gösteriyor. Tabi ki tüm bunları düşünmek dikkat ile izlemek veya farkına varmak klasik bir insan düşüncesinde yer almaz. İşte bu noktada sizin bu yazıyı okumanız ne kadar rastlantısal bile olsa, belki de siz kendi hakkınızda ve burada belirtilen ufak birkaç konuda soru sormaya başlayabilirsiniz. Klasik bir zihin alışkanlığından çıkıp daha doğru sorular sormak kalıplaşmış bir yapıda ufak çatlaklar oluşturmaya başlayabilir.

Gelelim yazımızın adındaki gizemi biraz anlamaya… Yukarıda anlattıklarıma ek olarak ve aslında en vurucu nokta olarak sahiplenmeyi ekleyebiliriz. Sahiplenme aslında apayrı bir konudur ama basit şekilde ele alırsak, bildiğimiz insan davranışının yani EGOsal düşüncelerin temelinde yatan şey sahiplenmedir. İlişkide bulunduğumuz her şeyi sahiplenmek üzerine bir düşünce yapısı içerisindeyiz. Bu şekilde kendimizde eksik olan şeyi karşımızdaki tamamlayabilir ve onu asla ama asla kaybetmeyiz. Trajik ama doğanın yasalarını bile hiçe sayıp ilişkide olduğumuz kişiyi asla kaybetmeme üzerine bir kurgumuz olur. Bu kaybetmeme kurgusu ardından kaybetme korkusu doğurur. Kıskançlık, öfke vs bu şekilde devam eder durur.

Peki tüm bu saydıklarımı bir düşünün ve bunların aslında çevremizle olan her türlü ilişkimizde bulunan temel düşünceler olduğunu fark etmeye çalışın. Şimdi son ve can alıcı noktaya gelelim. İlişkide bulunduğunuz bir sevdiğiniz kişi ile yan yana olduğunuzu hayal edin. Belki el ele tutuşuyorsunuzdur. El ele tutuşurken bile siz orada tüm bu düşünceleri, yarını veya dünü düşünmekle meşgul olursunuz. El ele tutuşuyorsunuzdur ama onu kaybetme korkusu yaşıyorsunuzdur. Ya da yarın ilişkide bulunduğunuz kişiyle ne yapacağınızı düşünüyor olabilirsiniz. Aslında açıkladım ama daha açık bir şekilde ifade etmek gerekirse, ilişkide bulunduğunuz kişi sizin bedeninizin hemen yanında duruyor. Ama ilişkinin tarafları orada değiller. Biri geçmişi düşünüyor biri geleceği düşünüyor olabilir. Sürekli düşünce akışı içerisinde kurgularda gezerken siz içinde bulunduğunuz an ‘da ilişkide bulunduğunuz kişiyi kaçırıyorsunuz. Ardından sonsuza dek sürsün istiyorsunuz ama objektif olursanız siz içinde bulunduğunuz an ‘da bile o kişi ile ilişkide değilsinizdir. Siz kafanızdaki düşüncelerde, kurgularda, yarınlarda, dünlerde, kıskançlıklarda, kaybetme korkularında kaybolmuş olursunuz.

Tüm bunların ötesine mi geçmek istiyorsunuz? Gerçekten sorunu görebiliyor ve bundan çıkmak mı istiyorsunuz?

Öyleyse düşüncelerde değil, şimdide yaşamaya başlayın. Yaşamı sadece şimdi yaşayabilirsiniz. İlişkiden önce siz yaşamı yaşamaya başlayın. Kaçırmadan kendinizi tanımaya başlayın. Yoksa ölüm döşeğine geldiğinizde ne çok şeyler yaşadım dediğinizde aslında yaşamış sayılmayacaksınız. Kafanızda düşüncelerde yaşamış olacaksınız. Kurgulardan olana gelmeniz dileği ile…

 

Tarkan Küçükaksu

Paylaş

tarkankucukaksu

Yazar ve Danışman 

Bir Cevap Yazın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest

Share This

İletişimde kalalım

Çalışmalarımız, haberlerimiz, duyurularımız ve özel hediye fırsatlarımızdan anında haberdar olmak isterseniz aşağıya email adresinizi yazarak kayıt olabilirsiniz.