X
Menu
X

Acı ile dramanın ilişkisi

Acı ile dramanın ilişkisi

Aslında söylenebilecek her şeyi yazının başlığının anlattığını size söylesem, tam olarak insan dramasına işaret ediyor olurdum. Acı ile dramanın ilişkisini anlayabilmek için bu tanımları tek tek ele almakla başlayalım işe;

Acıyı tarif ederken size fiziksel bir acıdan bahsetmiyorum; şüphesiz bedeniniz ile ilgili çekilebilecek fiziksel acılar oluşabilir. Burada size bahsetmeye çalıştığım yaşamımızın yüzde %90’ını içine alan psikolojik acılardır. Büyük olanlarının tanrı tarafından verildiğine inanırız. Bu bir kaybetme acısı olabilir, terk edilme acısı olabilir, maddi kayıplar için çekilen acılar olabilir. Acıyı biraz derinlemesine incelemek birçok şeyi göz önüne çıkartacaktır. Olanda acı yoktur diyebiliriz. Tüm sırrı en baştan vermiş olarak bunun ne anlama geldiğini biraz açıklamaya çalışayım. En popüler acılardan biri terk edilme veya ayrılık acısı olduğundan bu konuya biraz ağırlık verebiliriz. İyi bir örnek olabilir. Bir sahne hayal edin içinde biri erkek diğeri bayan iki oyuncu olsun. Roller tamamen karşıt da olabilir. Ben terk eden erkek olarak tasvir ettim ama tam tersini de edebilirsiniz. Erkek bayan oyuncunun yanına gelir ve ondan nefret ettiğini, artık birlikte olmak istemediğini, her şeyin bittiğini söyler ve arkasını döner gitmeye başlar. Şimdi tam bu noktada durun. Erkek geldi ve bayana bir şeyler söyledi ve bayan bunları dinledi. Henüz acı var mı? Hayır, yok henüz. Sadece dinleme gerçekleşti ve acı dediğimiz şey henüz görünmüş değil. Peki, ne zaman başlıyor bu acı? Tam olarak bayan, yani terk edilen düşünmeye başladığında acı ortaya çıkıyor. Bayan kişiliğine göre ‘Eyvah ben şimdi ne yapacağım, onsuz ne yaparım? Veya ben onsuz yapamam veya ben bunları hak etmiyorum gibi düşünceler başladığında bir anda düşünceler ve bedenin düşüncelere verdiği tepki olarak duygular ortaya çıkar. Yani acı ortaya çıkmış olur. Öyleyse acı düşüncelerde başlıyor diyebilir miyiz? Evet, tam olarak diyebiliriz değil mi? Bu örneğin farklı hallerini kendinizde de bir düşünün. Düşünmeye başladığınızda acının ortaya çıktığını görebilirsiniz, düşüncenin dışında bir acı aslında mevcut değildir. Acı denilen şeyi tam olarak kendimiz bu düşünceler ile oluşturuyoruz. Bunu kabul etme olgunluğuna sahip olabilirseniz, acının üstüne hâkimiyet kurmuş olursunuz.

Yazının başında size acı ile dramanın ilişkisi demiştim. İşte yukarıda anlattığım gibi acı fikri düşünce ve duygulara yansıdığında zihin kişisel bir drama oluşturmaya başlamıştır. Çünkü acının gerçekte zihnin bir drama hikayesi olduğunu görmek sizi şaşırtabilir. BEN dediğiniz 3 yaşından bu yana düşüncelerle geliştirdiğiniz hafif rüzgârdan bile binlerce parçaya ayrılabilen bir BEN, ki kişisel dramalara bayılır ve bu hikayeler ile kendi varlığını tasdik etmeye çalışır. Zihin için iyi bir hikaye veya kötü bir hikaye ayrımı yoktur. Zihin kendi başına iyi ve kötünün ne olduğunu söyler ama kendi içinde bu ayrıma sahip değildir. Bu yüzden bir başarı hikayesi ile de varlığını tasdik etmeye çalışabilir veya bir drama hikayesi ile de aynı şeyi sürdürebilir.

Bu yüzden insanın acı çekmesi genellikle kişisel bir drama hikayesinin geliştirilmesidir. Bu hikayeleri ‘ben’ dediğimiz hayali kişiliği tanımlamak ve geliştirmek için kullanırız. Bunları okurken ama, fakat, çünkü ile başlayan bir çok cümle aklınıza gelebilir. Yazıda anlatılanı sadece kendine karşı dürüst olan kişiler daha iyi kavrayacaklardır. Çünkü yine insanların çoğunluğunda bu hikayelerin dışında bir yaşamın olduğu ihtimali bile henüz olmayabilir. Bu sorun değildir. Her tohum elbet yeşerecek ve meyve verecektir. Ama kendimize belki de şunu sormalıyız: bundan günler, aylar hatta yıllar önce yaşadığım bir acıyı neden hala taşıyorum? Terk edilmiş olabilirim, birini veya bir şeyi kaybetmiş olabilirim ama olan o an oldu. Neden hala bunu ısrarla taşımaya devam ediyorum? Belki de acı çekmekten sıkıldıysanız, hemen kendinize bunu sorabilirsiniz.

Acı ve tanrı ilişkisi de oldukça dikkat çeken başka bir konudur. Genelde büyük acıları tanrının verdiği konusunda, bunun ardından iyi bir şeyin geleceği konusunda kendimizi teselli ederiz. Evet, sonrasında mutlaka iyi diye tanımladığınız bir şeyler de olacaktır. Çünkü siz acıya takılmış olsanız da yaşam bir yere takılmaz ve öyle ya da böyle sürekli yeni şeyler olur. Dediğim gibi büyük acıları tanrıya yükleriz ama gerçekten tanrı insana acı vermek için mi bulunuyor? Siz, eliniz veya vücudunuz yanlış bir şey bile yapmış olsa elinizi veya vücudunuzu cezalandırıyor musunuz? Ya da biraz olgunlaşsın diye acı çekmesi gerektiğini düşünüyor musunuz? Bunu siz kendi vücudunuz için bile yapamazken bu sınırlı akılla, tanrı sizi başlangıçtan sona dek kollamış ve gözetmiş iken, size acı vererek sizi cezalandırıyor veya büyütüyor mu? Üzgünüm ki tüm bunlar sadece zihninizin size anlattığı bir hikayeden ibaret. Çünkü olanda acı yoktur. Bu cümleyi şimdi tekrar düşünün. Anlattıklarıma göre acı hikayelerine bir bakın ve olanda olmadığını, acıyı sizin olana olan direncinizden dolayı yüklediğinizi görün. Çünkü acı dışarıdan size verilmiyor siz kendi düşünceleriniz ile bunu oluşturuyorsunuz. Kaç yaşında olursanız olun, şu ana kadar ne yaşamış olursanız olun hepsi geldi ve geçti. Şu An, geçmişi şimdiye taşımadan, geleceği ise gelecek an’a bırakarak, içinde bulunduğunuz an’ı onurlandırma zamanıdır. Çünkü acı hikayeniz de olsa, mutlu hikayeniz de ola hikaye hikayedir ve hiç biri şu “an”da yoktur. Şu “an”da olana sizi davet ediyorum.

Paylaş

tarkankucukaksu

Yazar ve Danışman 

Bir Cevap Yazın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest

Share This

İletişimde kalalım

Çalışmalarımız, haberlerimiz, duyurularımız ve özel hediye fırsatlarımızdan anında haberdar olmak isterseniz aşağıya email adresinizi yazarak kayıt olabilirsiniz.